28 Mayıs 2021

BANA DEMOKRASİ İLE GELME

Amerika Dış İşleri Bakanlığı’nın yayınladığı raporda Türkiye’de Gayrimüslim hakları konusunda her geçen yıl daha da kısıtlama yapıldığı iddiası yer alıyor. Müslümanlara ve Türklere karşı yapılmış olan tüm haksızlıkların temellerini atarak desteğini esirgemeyen Amerika’dan böyle bir rapor çıkması bizi hiç şaşırtmadı. Diğer bir taraftan bakıldığında “11 Eylül Saldırıları” olarak anılan; silahlı grubun El-Kaide'nin 11 Eylül 2001 Salı sabahı Birleşik Devletlerde düzenlediği dört koordineli terör saldırısı dizisini çoğumuz hatırlıyoruzdur. Peki sonra çıkardıkları yasalarla ABD’de Müslümanları sudan sebeplerle sınır dışı eden, yüzbinlerce Müslümanı fişleyen, sorgulayan bir ülkenin “insan hakları ihlalinden veya kısıtlamalardan”  bu denli kendinden emin rapor yayınlaması inanması güç ve gülünç bir durum. Amerika ve destekçilerinin kafamızda oluşturduğu bu karmaşaya ek olarak; ABD’de yaşayan Müslümanlar arasında yapılan bir çalışmada %75’e tekabül eden geniş bir kitlenin en az bir kez sözlü ya da fiziki şiddete maruz kaldığı sonucu yapılmış olan araştırmalarda karşımıza çıkıyor. Bunları tümünü görmezden gelebilseydik eğer belki sonuçları daha ciddiye alabilirdik.

Osmanlı döneminden bu yana bir değerlendirme yapacak olursak şayet; Osmanlı Döneminde Gayrimüslim vatandaş devletin asli vatandaşı sayılıyordu. Osmanlı döneminde uygulanan İslam Hukuku esasına göre gayrimüslim vatandaş isterse kendi dinlerinin hükümlerince yargılanıyor ve o karara uyuluyordu. Gayrimüslim vatandaş ise daha çok İslam Hukukuna göre yargılanmayı talep ediyordu çünkü kendi mahkemeleri hem çok yüksek ücret talep ediyor hem de adam kayırma çok fazla oluyordu. Ancak gayrimüslim hakları söz konusu olduğunda bir Müslümanla bir gayrimüslimin davalık olduğu durumlarda İslam hukukuna göre yargılanıyorlardı. Örneğin; bir gayrimüslimin şarap içmesi, üretmesi ve ticaretini yapması Osmanlı’da suç sayılmazken Müslüman bir vatandaşın bu fiilleri suç sayılıyordu. Yine bir Müslümanın gayrimüslümin şarabına zarar vermesi suç sayılırken bir başka Müslümanın şarabını dökmesi suç sayılmıyordu. Gayrimüslim vatandaş için Türklerin tutumu dün veya bugün oluşmuş veya değişmiş değil. Tarih boyunca her zaman gerek topraklarında yaşayan gerekse geçici süreyle topraklarımızda bulunan vatandaşlara tavırlarımız her zaman verdiğimiz örnekte olduğu gibi olmuş ve olmaya devam edecektir.

Birinci Dünya Savaşı’nda farklı cephelerde savaşırken bir yandan da içerideki isyanlara tedbir almak gerekiyordu. Van’da isyan başlatan Ayrılıkçı Ermeni çeteciler Türk ve Kürk köylerinde toplu katliamlara başlamıştı. Ermeni çetecilere dışardan silah desteği yapılıyordu. Aynı zamanda Osmanlı vatandaşı Ermeni çete mensupları Rus ordusuna asker yazılıp Osmanlı’ya karşı savaşıyordu. Ağrı Dağı’nı kutsal kabul eden Ermenilerin bir kısmı Ağrı dâhil doğuda büyük bir toprağı Ermenistan olarak kurma hayalı güdüyordu. Aslında Ermeniler ilk olarak Erzurum’da ayaklanmışlar ve Ayestefanos Anlaşması’nın 16. maddesine dayanarak ve Rusya’nın himayesinde Doğu Anadolu’da bir Ermenistan talebinde bulunmuşlardı. Bu maddeye göre Osmanlı; özerk Ermeni bölgesinin güvenliğini sağlayacak, Ermenileri bölgedeki Kürtler ve Çerkezlerden koruyup himaye edecekti. Ardından yapılan Berlin Konferansı’nda 16.  maddenin değiştirilmesiyle bu talepleri askıda kaldı. Ermeni isyancılar,  yarım kalan hesabı Birinci Dünya Savaşı’nda tamamlama azmindeydi. Osmanlı Devleti ise savaştayken Anadolu’nun güvenliğini sağlamak ve isyana karşı olan Ermeni vatandaşlarını korumak amaçlı Ermeni vatandaşlar için geçici iskan değişikliğini uygulamaya koydu. Dönemin İç İşleri Nazırı Talat Paşa’nın defterini yayınlayan Tarihçi Murat Bardakçı, bu sayının 914 bin kayıtlı Ermeni olduğunu aktarmıştır. Yani iskan değişikliği yapılacak toplam gayrimüslim vatandaş sayısı 914 bindir. İşte 100 yıldan fazla bir zamandır tehcir ve soykırım adı altında Türkiye’ye sallanan sopa, bu dönemde yaşanan acılar üzerine bina edildi. Soykırım iddiaları tamamen siyasi sopa olarak kullanılırken, tarihin gerçekleri ve kayıtlı belgeler hiç dikkate alınmadı. Türkiye’nin tüm arşivlerini açması ve Ermenistan’a açık davetine rağmen gerçek ve nesnel kriterler dikkate alınmadı.  Bilindiği üzere en son ABD başkanı Biden 24 Nisan’da Soykırım ifadesini kullandı. Hiçbir hukuki ve tarihi gerçekliği bulunmayan bu tanımlama Türk Devleti tarafından elbette reddedildi.

Kurtuluş Savaşı’nı takip eden süreçte yapılan Lozan Antlaşması’nın ek maddesiyle Yunanistan topraklarında yaşayan 500 bin Müslümanla, Türkiye topraklarında yaşayan 1 milyon 250 bin kadar Rum -Ortodoks inancına sahip nüfusun zorunlu mübadelesine karar verildi. Aslında Birinci Dünya Savaşı öncesi Sakız ve Midilli adaları karşılığında bir mübadele anlaşmasına karar verilmişti ancak savaş başladığı için uygulamaya konmamıştı. Ayrıca Balkan savaşları döneminde Yunanistan ve Bulgaristan’dan Osmanlı’ya gelen büyük bir göç yaşanmıştı. 1923’ten 1930‘a kadar devam eden mübadele 1930’da İnönü-Venizelos anlaşmasıyla durduruldu.  Her iki coğrafyada zorunlu yer değişimi insanların kaderini sonsuza kadar etkiledi.

Yıllanmaya bırakılıp görmezden gelinen pek çok sorun gibi Gayrimüslimler için de ancak son 18 yılda ciddi adımlar atıldı. Devlet artık hakkı teslim helalleşen taraf oldu. Türk milletine ve Türk devletine yakışan buydu. 

Geçmiş geleceğin temellerini oluşturur diyerek gelelim son 18 yılda vatanımızda Gayrimüslimler için atılmış olan adımlara.

 Van Akdamar Adası’nda bulunan tarihi kilise aslına uygun restore edildi. Müze vasfı da verilen kilise de ayinler yapılmaya başlandı.

Mardin Artuklu Üniversitesi’nde Süryani dili ve edebiyatı bölümünün açılması için hazırlık başladı.

2015 genel seçimlerinde 54 yıl aradan sonra 5 Gayrimüslim vatandaş milletvekili olarak meclise girdi.

Sultan ikinci Ahmed emriyle; Makedonya’nın İştip kentinden İstanbul’a gelen Yahudiler için yapılan İştipol Sinagogu 65 yıl aradan sonra yeniden ibadete açıldı.

Ülkemizin Gayrimüslimlere karşı tutum ve politikası ışığında ve ekstra olarak verilebilecek onlarca örneği ele alarak Amerika’nın kendi pisliğini örtme çabası içerisinde olduğu rahatlıkça söylenebilir. Batıda yükselen İslam düşmanlığı/ İslamafobinin aksine bizim toplumumuzda biz kitlesel bir Hristiyan ve Musevi düşmanlığı oluşturmadık ve oluşturmamak da en önde gelen ideolojilerimizden biridir.