28 Nisan 2021

KADINLAR NEREYE?

Kadın, insanın diğer yarısıdır. Ne erkekten üstün ne onunla eşit ne de ondan aşağıda. Yalnızca kadın. Yaradan’ın sevgisi ona anne olma özelliğini bahşetmiş. 

Peki kadınların beklentisi nedir? Erkek gibi olmak mı? Erkeklere düşman olmak mı? Anneliği inkar? Kadınlığı inkar? Ya da hayatın her alanında erkekleri geçme hedefi?

Erkek gibi kadınsın, delikanlısın iltifatları kulağa hoş gelse de aslında doğru değildir. Özellikle son zamanlarda kadının yaradılışına aykırı ne varsa kadın hakları ya da beklentileri gibi dayatılıyor. Bir kadınla bir erkeğin birlikte huzurlu ve uyumlu bir hayat sürmesini imkânsız hale getirmek için her yol deneniyor. Bunun ardında da küresel karanlık bir çete ve büyük bir sermaye var. Bunlar birkaç aymaz birkaç sapkın ekibin işi zannedilse de öyle olmadığının tonlarca işareti bulunuyor. Ezoterik bir zenginler kulübü dizi, sinema ve sivil toplum kuruluşları eliyle dünyanın normalini dinamitliyor. Bu insanlığı toptan yok etme, nesli bozma hareketine karşı duramayan toplumlar için gelecek karanlık görünüyor.

İstanbul Sözleşmesi feshi sonrası neler yaşandı?

Türkiye, İstanbul Sözleşmesifeshi kararı alınca kızılca kıyamet koptu. Pandemi, kural, kaide dinlemeden meydanlara çıkan mor halkalı feministler, İstanbul Sözleşmesi Yaşatır diye yüksek desibelle bağırdı, İstanbul Sözleşmesi feshi için meydanlarda zıpladılar.

Ancak İstanbul Sözleşmesi feshi sonrası hem resmi hem kişisel sosyal medya hesaplarında mor halka kullanan kadın kuruluşları için akıllarda bazı sorular oluştu:

Diyarbakır’da bir parti binası önünde evlat nöbeti tutan anneler kadın hakları sahibi değil mi? PKK terör örgütünün hayatlarını çaldığı binlerce kız çocuğu için bir eylem yaptınız mı? 2020 Aralık ayından beri bir siyasi partinin teşkilatlarında, belediyelerinde çok sayıda partili kadının taciz ve tecavüz iddiası varken nasıl bir tepki verdiniz? İstanbul Sözleşmesi feshi gerçekleşti de mor halkalı kadın derneklerinin siyasi partilerle ve küresel LGBTi+ kuruluşlarıyla nasıl bir ilişkisi var? En önemlisi bu suskunluk ideolojik bir tercih mi?

Bir kadın olarak bu kişi ve kuruluşlara bir ayna tutmak gerekirse; bu fikirlerdeki kadın hakları imajı aslında tam bir faşistlik örneğidir. Bu kadın kuruluşları düğmeye bastıklarında her kutsala hakaret eden, onlar gibi giyinen, onlar gibi düşünen robotlar hayal ediyorlar. İstanbul Sözleşmesi feshi bir yana konulduğunda küresel sapkın çetelerin sahte cennetini kadın hakları gibi pazarlıyorlar ve cinsel yönelim bozukluklarını normal diye dayatıyorlar. Dolayısıyla kimler tarafından finanse edildikleri de merak konusu oluyor.

İstanbul Sözleşmesi feshi sonrası Türkiye’de kadın olmayı dünyanın en ağır zulmü gibi göstermek kimin aklı? Özellikle de devletin yönetimini hedef alarak bu propagandanın yapılmasının asıl sebebi ne? Açıkça sormak gerekirse kim sufle veriyor bu gruplara?

Buyurun devlet son 18 yılda kadın hakları için neler yapmış?

Kadın hakları için ilk icraat “eşit işe eşit ücret” oldu. Aynı fabrikada çalışan kadına erkek işçiden daha az ücret veren uygulamaların önüne geçildi. Aile mahkemeleri kuruldu. Bu mahkemelerde hakimlerin de evli olması, psikolog ve pedagogların bulunması şartı getirildi. İş kanununda düzenleme yapıldı, kadınların doğum izni süresi artırıldı. İş yerindeki taciz olayları suç kapsamına alındı ve kadın için tek taraflı fesih sebebi sayıldı. Anayasaya kadın ve erkeğin kanun önünde eşitliğini vurgulayan madde eklendi. Şiddete uğrayan kadın ve çocuklar için 183 hattı kullanıma girdi. Nüfusu 50 bini aşan yerleşimlere kadın sığınma evi açma zorunluluğu getirildi. 2002'de yalnızca 11 sığınma evi varken kadın hakları çalışmaları kapsamında 2020'de rakam 145’e yükseldi. Töre cinayetlerine yapılan indirimler kaldırıldı ve cezalar ağırlaştırıldı.

Kadınların evde ürettiği mamullerin satışı vergiden muaf tutuldu. Kadınların okur yazarlık oranını artırmak için projeler başlatıldı. TBMM'de kadın-erkek fırsat eşitliği komisyonu kuruldu. Kadınlar ve ihtiyaç sahibi gruplar için pozitif ayrımcılık ilkesi anayasaya girdi. TBMM'de kadın istihdam üst kurulu oluşturuldu. İş yerinde mobbing için Alo 170 hattı kuruldu. Babalar için de ücretsiz doğum izni hakkı verildi. Ailenin korunması ve ev içi şiddetin önlenmesine dair kanun kabul edildi.

Cumhuriyet tarihinde ilk kez 3 kadın valinin ataması yapıldı. TSK’daki sivil memurların başörtüsü yasağının kaldırılmasının ardından emniyet ve ordudaki kadın hizmet sınıfının başörtüsü yasağı da kaldırıldı. Riskli doğumlar için uygulamaya konan anne dostu hastanelerin, anne otellerinin her yıl sayıları arttı. Kadınların gece mesai süreleri düzenlendi. Ev kadınlarına emeklilik ile esnaflık hakkı tanındı ve asgari ücretle çalışan kadınlara devlet desteği artırıldı.

Kadın hakları adına yapılan düzenlemeler ile TBMM'de kadın milletvekili oranı yüzde 4’ten yüzde 17’ye çıktı. 2018 rakamlarına göre kadınların ticaretteki payı yüzde 12’den yüzde 34’e çıktı.

Geçmiş dönemde kadını "Cumhuriyet kadını", "Yobaz kadın" gibi resmi devlet politikasıyla ayrıştıran uygulamalara kademe kademe son verildi. 1934’te kadınlara seçme ve seçilme hakkı verildiği düşünülse de; bu ülkede kadınların yalnızca bir kısmına seçilme hakkı verilmiş ve diğerleri yok sayılmıştı. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı tüm kadınlara seçme-seçilme hakkı ancak 2013 yılında verildi.

Velhasıl kadına gerçekten hakkı ve onuru teslim edildi.

Hâlâ kadını dış görünüşüne göre değerlendiren çok sayıda köhne zihniyetli yobazların ilk fırsatta son 18 yılın tüm kazanımlarını yıkıp kadınların bir kısmını yine dört duvar arasına tıkmak istedikleri gün gibi ortada. Bunların çoğunluğunun seküler görünümlü kadın hakları savunucusu STK’lar olması onlar adına utanç verici. Bu faşizmi kadın hakları diye pazarlıyorlar.

Şimdi kadın hakları üzerinden dağıttığınız algıları toparlayıp dağılabilirsiniz.